Ergenekon Destanı

Ergenekon Destanı

sola ok  Tarih

21.03.2016

8,496 Gösterim

Bu içeriği 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Önerilen Video ▼



Ergenekon Destanı




Destanların günümüzde ulaşana kadar geçirdiği çeşitli evreler vardır. Esas itibariyle sözlü edebiyat ürünleri olan destanlar için tahmin edilen 3 evre bulunur.

İlk evrede bir milleti derinden etkileyen savaş yada doğal afet gibi olaylar yaşanır. Bu olay dilden dile aktarılarak olağanüstü özellikler kazanır ve farklı coğrafyalara yayılır. Destanın son aşamasında ise güçlü bir kalem ortaya çıkar, anlatıları derler, toparlar ve yazıya geçirir. Bir Göktürk destanı olan Ergenekon Destanı da benzer bir süreçten geçmiştir. Destan adını Türkler'in yüzyıllarca çift sürerek, avlanarak, maden işleyerek, çoğalıp hayata decam ettikleri, çevresi aşılamaz dağlarla çevrilmiş kutsal bir yer olan Ergenekon'dan alır.

Yazılı bir metin olarak ilk kez 13. yüzyılda Moğol tarihçisi Reşidüddin Cami-üt tevarih adlı eserinde rastlıyoruz bu destana. Moğol tarhiçisi Reşidüddin'in kitabına kaydettiği bu anlatı, Fars diliyle yazılıdır. Yazarın bu anlatıları halk arasından derlemiş ya da Türk-Moğol halk ozanlarından dinleyerek kayda geçirmesi olasıdır.

Ergenekon Destanı daha sonra 17. yüzyılda Ebu'l Gazi Bahadır Han tarafından yazılmış olan Şecere-i Türkî adlı eserde de kaydedilmiş.

Destanın en önemli niteliği ve diğer destanlardan ayrılan yanı, kollektif bir kahraman çizgisine oturtulmuş olmasıdır. Destanda adı geçen kayan bir şahıs değil ünlü Kayı Hanlı kabilesidir. Tukuz ise, Göktürklern tarihinde önemli bir yeri olan dokuz oğuzların adıdır.

Ergenekon Destanı'nın bir diğer önemli unsuru ise tarihsel olaylarla örtüşmesidir. Zira gerek destanda ana tema olarak işlenen demircilik, gerekse Ergenekon adı verilen coğrafi mekan, Hun birliği dağıldıktan sonra, Göktürkler'in Altay dağları çevresine çekilip, demircilik yaparak yaşadıkları yerlerle paralellik gösteriyor.

Destanda başka hususlarda dikkat çekiyor. Bunlardan biri de Türk toplumunun demircilikle ilgili uğraşılarının izleri bu destanda açık bir biçimde görebilmemizdir. Bu da gösteriyor ki, Türkler'in 400 yıl sonra Ergenekon denilen yerden demiri eriterek çıkmalarını anlatan mizasen tesadüfi değildir. Çünkü tarihi kaynaklar Göktürkler'in demircilikte oldukça ileri olduğunu ortaya koyuyor. Demircilik ülkenin en temel geçim kaynaklarından biri olduğu için Göktürkler'in demircilikle uğraşarak hatta savaş aletleri yapıp satarak geçimlerini sağladıklarını biliyoruz.

Bu anlatının sonunda Ergenekon'dan çıkış rivayetlere göre 9 yada 21 mart tarihinde gerçekleşmiş. Bu tarihlerde Türki Cumhuriyetlerde devlet başkanları bir gürz üzerinde demir döverek günü kutlarlar. Böylece Ergenekon Destanı'nın izleri günümüze kadar gelmiş ve devlet geleneğine de yansımıştır.

Ergenekon Destanı

Destanın Özeti


Türkler, İl Han komutanlığında bulunan Moğollara karşı yapılan bir savaşta ağır yenilgi alır. Bu savaşta büyüklerin hepsi kılıçtan geçirilir. Küçük çocuklar ise esir edilir. Esirlerin arasında İl Kağan'ın oğlu Kayı ve dokuz yeğeni olan Dokuz Oğuz sağ kalmıştır.

Sağ kalanlar bir süre esir oldukları yerden eşleriyle birlikte kaçıp, hiç kimsenin ulaşamayacağı Ergenekon adını verdikleri verimli topraklara vardılar.

400 sene boyunca Ergenekon topraklarında yaşayıp çoğaldılar. O kadar ki artık Ergenekon a sığmaz oldular. Toplanan kurultayda çıkarılan bir hükümle Ergenekon'dan çıkma düşüncesinde kara kıldılar. Bir demirci Ergenekon'u çevreleyen dağların bir bölümünde demir olduğunu söyledi ve bu demiri eritip çıkabileceklerini söyledi. Dağın eteğine geldiler ve demir olan yere sıra sıra odunlar serdiler. Odunların üzerine sıra sıra kömürler eklediler. Yanan ateşi sürekli körüklediler. Demir erimeye başladı. Bir devenin geçeceği kadar boşluk oluştu. Ergenekon'dan çıkmak için yol açılmıştır. Bu sırada bir bozkurt gördüler. Anladılar ki bu bozkurt onlara yol gösterecekti. Onun önderliğinde karş Ergenekon'dan çıktılar ve karşılarına çıkan herkesle savaşıp onları yendiler. Böylece atalarının öçlerini almış oldular.



Bu içeriği MasivaTurk.com sitesini kaynak göstererek kullanabilirsiniz. İçeriklerin; MasivaTurk.com sitesi kaynak gösterilmeden herhangi bir web sayfasında, sosyal medyada ve görsel basında yayınlanması yasaktır. Ayrıntılı bilgi için Kullanım Koşulları sayfasını okuyabilirsiniz.

21.03.2016

İçerik hakkında soru sorabilir veya yorumda bulunabilirsiniz.

İsim
Web Site
E-Posta
Mesaj
Henüz yorum yapılmamış.

Bu İçerikler de İlginizi Çekebilir...

Dünya Tarihindeki İlk Türk Kadın Hükümdar: Tomris Hatun
13.02.2017
10,681 Gösterim

Dünya Tarihindeki İlk Türk Kadın Hükümdar: Tomris Hatun

Tarihin yazdığı, dünya üzerindeki ilk kadın hükümdar; İskitler'in anası, Alper Tunga'nın torunu Tomris Hatun...

Zamanın Ötesinde Bir Dahi: Nikola Tesla
12.01.2016
3,481 Gösterim

Zamanın Ötesinde Bir Dahi: Nikola Tesla

Alternatif akımın mucidi, dünyanın en çok patent sahibi, zamanın ötesinde bir dahi; "Nikola Tesla"

Avrupa'nın Karanlık Tarihi: Sömürü ve Soykırımlar
10.06.2016
3,661 Gösterim

Avrupa'nın Karanlık Tarihi: Sömürü ve Soykırımlar

Sömürgecilikle oluşan zenginliğini medeniyet diye pazarlayan Batı'yı en güzel tarif eden, İstiklal Marşı'ndaki dizeleri ile Mehmet Akif Ersoy olmuştur; "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar"

Osmanlının Savaştığı Vampir Kont Dracula
16.04.2016
7,302 Gösterim

Osmanlının Savaştığı Vampir Kont Dracula

Kazıklı Voyvoda, düşmanlarını kazığa oturtup işkence ederek öldürüyordu. Ta ki, Fatih Sultan Mehmet tarafından kazığa oturtulana kadar...

Korkunç Gelenek: Küçültülmüş İnsan Kafaları
29.08.2016
5,679 Gösterim

Korkunç Gelenek: Küçültülmüş İnsan Kafaları

Bir kızılderili kabilesi olan Jivarolar, düşmanlarının kafalarını kesip küçülterek onlardan süs eşyaları yapıyorlardı ve buna da tsantsa diyorlardı.

X

MasivaTurk.com içeriklerini
YouTube'dan takip edebilirsiniz.

YOUTUBE KANALIMA ÜCRETSİZ
ABONE OLMAK İÇİN TIKLA