Türk Mitolojisinde Efsanevi Yaratıklar

Türk Mitolojisinde Efsanevi Yaratıklar

sola ok  Genel Kültür

08.05.2016

2774 Gösterim

TSK Mehmetçik Vakfı
TSK Mehmetçik Vakfı
TSK Mehmetçik Vakfı

Türk Mitolojisinde Efsanevi Yaratıklar


Türk mitolojisi, tarihi Türk halklarının inandığı mitolojik bütünlüğe denir. Eski efsaneler, Türk halklarının en eski ortak inancı olan Tengricilikten öğeler taşımaktan daha çok, sosyal ve kültürel temalarla doludur. Her mitolojide olduğu gibi Türk Mitolojisi'nde de efsanevi yaratıklar bulunmaktadır. Bu yaratıkların kimi iyimser, kimi kötücül yaratıklardır. Türk Mitolojisi'nde bulunan tüm efsanevi yaratıklar, temsili görüntüleriyle birlikte aşağıda derlenmiştir.


Alkarısı


Yakut Türkleri, korunmak için bu kötücül ruhlara kurbanlar sunarlar. Alkarısı, Albastı veya Albız da denilen ve yeraltında yaşayan bu yaratıkları yalnızca şamanlar görebilir. İnsanları yalnızken, çaresiz ve sıkıntılı oldukları zamanda yakalar, delirtir, yoldan çıkarır ve ruhunu kaçırırlar. Dişleri demirdendir. Tek gözlü, tek ayaklı veya ayaksız ve kel olarak anlatılırlar.




Ayıhı


Altay, Yakut ve Saka mitolojilerinde Abası'nın karşıtı iyi ruhlar. Ayığı olarak da söylenebilir. Ayıhılar iyilik yapan ruhlardır, aynı zamanda melek anlamında da kullanılmıştır. Yaradılışın ve iyiliğin başlangıcı olan meleklerin tümüne Ayıhı deniyor. İyilik yapan insanları korurlar. Yoldan çıkanları da yalnız bırakırlar. Çocukların doğmasını, toprağın ve ürünlerin verimli olmasına yardım ederler. Ayrıca insanlara can verirler.




Abra


Abura ve Apra olarak da bilinen, timsah suratlı devasa büyüklükte olan yeraltı yılanıdır. Gözleri parlak ve bakır renkli, ayakları kızıl, çenesi de çok güçlüdür. Tengiz denilen yeraltındaki büyük denizde yaşıyor. Bu ejder görünümlü yılanlar; Ker Abra, Ker Yutpa ve Ker Doydu olarak üç ayrı yılan olarak hep birlikte bahsedilir. Bu yüzden hepsinin de aynı varlık olması düşünülebilir.

Türk Mitolojisi Abra


Arçura


Arçura'ya, Arçuri ve Arçuray da denmektedir. Çuvaş'larda şeytani orman cinidir. Yerleri süpüren saçları, kıllarla kaplı vücuduyla kara bir görünümü vardır. İkisi önde, ikisi arkada olmak üzere dört kızıl gözü, üç kolu ve üç bacağı var. Aniden, ak sakallı bir adam, yakışıklı bir genç, kuş, yayınbalığı, keçi ve bunun gibi varlıklara dönüşebiliyor ve insanları gıdıklayıp, gülmekten çatlatarak öldürdüğü söylenmektedir. Kurbanlarını kahkahalar atarak ve tokat şaklaması gibi konuşarak avlıyor. Bu sese aldanıpta bakanlar Arçura'nın kurbanı oluyor.




Azmıç


Balkarların kayıp cini veya yol cini'dir. Azıtkı veya Azıktı olarak da bilmektedir. Yalnız başına seyahat edenlerin başına musallat olmaktadır. İnsanların en sevdiği kişinin kılığına girerek, insanları peşine takıyor ve dağdan, uçurumdan veya ırmaktan aşağı düşürüyor.




Bükrek


Altay mitolojisinde savaşan iki ejderhadan iyi olanıdır. Bükre veya Bukra da denilmektedir. Bükrek, insanların yardımcısıdır. Rivayete göre; 1000 yılda bir yeryüzüne iner ve dünyanın durumunu kontrol eder. Kanatları olmadığı için uçamayan bir kertenkeleye benzemektedir. Uzun boynu, güçlü pençeleri ve dünyanın her yerinden duyulabilen bir sesi vardır. Kötü ejderha Sangal ile dokuz yıl savaşmış ve en sonunda yenmey ejdarhayı yenmeyi başarmıştır.




Sangal


Bükrek ile yaptığı savaşta yenilmiştir. Fakat bunu hazmetmiş mi hazmedememiş mi bilinmemektedir.

Türk Mitolojisi Sangal


Çarşamba Karısı


Çarşamba Karısı terimi Türkçe'de "saçı başı karışık, üstü başı özenilmemiş kadın" anlamında kullanılmaktadır. Zaman zaman Alkarısı anlamına da gelir. Çarşamba gecesi bir evde iş yapılırsa kızan ve o eve kötülük yapan kötü, çirkin bir kadın olarak betimlenen Çarşamba Karısı, gelip, genelde evde bulunan çocuğu herkesin gözü önünde alır ve götürür. Yine Anadolu inanışlarında haftanın belirli bir günü, yarım kalan işlerin olduğu evlere gelerek işleri daha da karıştıran, insanlara kötülük yapan dişi bir varlık olarak tanımlanmaktadır.

Türk Mitolojisi Çarşamba Karısı


Çay Ninesi


Azerbaycan Türkleri'nin halk kültüründe dere ve nehirlerde yaşlı kadın kılığında yaşayan bir varlık olarak tanımlanır. Çay Ninesi suya çok bakana kızıyor, bakan kişinin başını döndürüyor ve akıbetini Narkisos gibi yapıyor. Bu sebeple Azerbaycan Türkleri nehir kenarına gittiklerinde suyun sahibine selam vermemezlik etmemektedirler. Çay Ninesi'ni kızdırmamak adına suya çöp dökmek de fena halde yasaktır.




Demirkıynak


Demirtırnak da denilen, kılıktan kılığa girip, korkutucu sesler çıkartan bu kötü yaratık, halkın delirmesine neden olurmuş. Demirkıynak ormanlarda yaşar ve bu varlığın tek korktuğu şey sudur. Bu sebeple bulunabilen ilk su kaynağı Demirkıynak'a atılarak kurtululabilir. Efsanenin çeşitli versiyonlarında Tepegöz'ün kızı ya da kızkardeşi olduğu söylenmektedir. Hikayenin kahramanı Basat, önce Demirtırnak'ı öldürür, ardından da Tepegözü öldürmektedir.




Evren


Evren, Türk Mitolojisi'nde ejderha demektir. "Kainat, acun, var olan her şeyin tümü" gibi anlamlarda kullanılan evren sözcüğü, kökenini, etimolojik açıdan ejderha figüründen almıştır. Türk mitolojisinde dünyanın bir veya daha fazla ejderha tarafından döndürüldüğü yani "evrildiği" düşünülürdü. Bu ejderhaya da "eviren" denirdi. Daha sonra "i" damgası düşmüş ve sözcük "evren" halini almıştır. Ayrıca, Altay inanışlarında Bükrek (Bukra) adlı iyicil bir ejderha ile Sangal adlı kötücül bir ejderin birbirleriyle yaptıkları savaşlar anlatılır. Doğal olarak Bükrek ve Sangal da Türk Mitolojisi'nde birer "evren"dir.

Türk Mitolojisi Evren


Emegenler


Yunan Mitolojisi ile benzerlik taşıyan Çerkes efsanelerinde anlatılır ve bu varlıklar çok çirkin, çok başlı dev varlıklardır. Çerkeslerin üstün güçlere sahip olan mitolojik kahramanları Nartların baş düşmanı Emegenlerdir. 3 ayda bir, 100'den fazla çocuk doğururlar. Nart kahramanları, Emegenleri her daim yenmeyi başarsa dahi, yakalandıkları anda Emegenler tarafından yendikleri için onlardan çekinirler.




Hüma


Kumay veya Umay kuşu'dur. Cennet kuşu olarakta anlatılan Hüma, çok yükseklerden ve hiç dinlenmeden uçabilen, ayakları asla yere değmeyen efsane bir yaratıktır. Önceden hükümdar ölünce, halk bir meydanda toplanıp, Hüma kuşunun başına konduğu ya da gölgesinin düştüğü kişiyi tahta geçirirmiş. Hüma'ya, devlet kuşu veya talih kuşu, hükmdara da "hümayun" denmesinin asıl sebebi budur.

Türk Mitolojisi Hüma Kuşu


Germakoçi


Laz halkının, tüm vücudu kıllar ile kaplı, uzun boylu, insan-maymun arası orman adamına verdikleri isimdir. Mitolojilerinin aynı olmasından dolayı Lazlarla akraba oldukları kabul edilen Gürcülerde Oçokoçi adıyla bilinmektedir. Megrelya'da Oçhokoçi denilen bu yamyam yaratık pek çok masal veya efsanenin baş kahramanıdır, aynı zamanda bir cadının kocasıdır. Yamyam olmadığı halde, saf davranışları nedeniyle kolaylıkla kandırılabilen Trabzon folklorundaki Karakoncolos ile benzerlikler göstermesine rağmen kendine özgü farklılıkları vardır.




Tekboynuz


Kilin, Türk ve Altay mitolojisinde yer alan tekboynuzlu attır. Atta bulunan boynuz gücün simgesidir.

Türk Mitolojisi Tekboynuz


Gulyabani


İnsan yediği düşünülen oldukça büyük, uzun sakallı, asalı bir dev olarak anlatılır. Bazı Türk halklarına göre ise hep kadın kılığındadır. "Guleybanı" ve "Aleybanı" olarak da söylenmektedir. Araştırmacıların eski Arap anlatılarına dayandırdığı, bedeni tüylerle kaplı, pis kokulu bu değişik varlığın ayakları terstir. Gündüzleri mezara girip, geceleri hortlayıp çıkmaktadır. Gezginlere veya yolculara bulaşıp onlar mahvettiği söylenmektedir.

Türk Mitolojisi Gulyabani


Enkebit


İç Anadolu'ya doğaüstözgü ü bir varlıktır. Anlatılanlara göre; kişileri uykudayken boğazlayarak öldürmeye kalkar. Sağ elinin ortası deliktir, aynı zamanda başında da altın bir fesi bulunmaktadır. Enkebit'in başında bulunan altın fesi alabilen kişiye zarar veremeyeceğine inanılır.

Türk Mitolojisi Enkebit


Hıbılık


Kişinin göğsüne oturur ve kişinin nefesi kesilip ölene kadar boğazını sıkar. Hıbılık kime gelirse, o insan yerinden kıpırdayamaz ve hatta dili tutulur. Enkebit ile benzer bir şekilde Hıbılık'ın da başında sihirli bir börk vardır. Hıbılık'ın şapkasını alabilen kişinin zengin olacağına inanılmaktadır.

Türk Mitolojisi Hıbılık


Munkur


Munkur denilen yaratık, yakaladığı insanları önce boğarak öldürür, daha sonra öldürdüğü insanları yiyen bir canavardır. Görünümü insana benzer ancak karnında bulunan bir kesede yavrusunu taşımaktadır. En korktuğu şey ise üzerine işenmesidir. Hınkır Munkur'u görüldüğünde üzerine işemekle tehdit edilmesi, onu kaçırmak için yeterli olduğu söylenmektedir.

Munkur


Hırtık


Vücudunun üst kısmı insan, alt kısmı hayvan olan kötü bir cindir. Tüm vücudu tüylerle kaplı, ayakları da terstir. Fırat Nehri'nde yaşadığı kabul edilmektedir. Ateşten korkar ve sadece karanlıkta ortaya çıkar. Herhangi bir kişinin kılığına girer ve o kişinin yakınlarıyla konuşup, onları akarsu kıyısına götürürerek boğar. Geceleri atları çalar ve sabaha kadar çaldığı atları yorar. İnanışa göre; ata yapıştırıcı sürülünce, yapışan Hırtık'ın yakasına iğne takabilmeyi becerebilen kişi onun sahibi olur.

Hırtık


Hortlak


Geceleri mezarlarından kalkan ve sırtında kefenle dolaşan yaşayan ölülerdir. Bir nevi yabancıların zombi'sidir. Kızdıkları kişilere sataşırlar ve hızlı koşabilirler. Ayrıca ata binebilirler, istediklerini döverler, silah kullanabilirler, ev basarlar, yol keserler ve sevdiklerini kaçırabilirler. Hortlakların saldırısından korunmak için mezarlık yakınlarından geçerken dua okunmalıdır. Efsaneye göre birinin hortlaması uğursuzluk getirir ve kesin ahiretten kovulmuştur.

Hortlak


İççi


Eski anlatılara göre, her dağın, her akarsuyun ve her ormanın bir koruyucusu vardır. İççiler iyilikseverdirler ve insanlara yardım ederler. Bu yardımın karşılığında ise saygı beklerler. Ayrıca İççiler bulundukları yerin temizlik ve güvenliğine oldukça önem verirler. İnsanlara örnek olmak için İççilerin temizlik yaptıkları dahi görüldüğü söylenmektedir.

Türk Mitolojisi İççi


İtbarak


Türklerin sürekli savaş halinde oldukları, "çok tüylü köpek" anlamına gelmektedir. Oğuz Kağan destanlarına göre kuzey-batıya doğru uzanan karanlık ülkelerin içlerinde yaşarlardı. Destanda Oğuz Han, İtbaraklara karşı bir akın yapmıştır, fakat bu akında yenik düşüp, dağlardaki bir nehrin ortasında bulunan küçük bir adacığa sığınmak zorunda kalmıştır.

Türk Mitolojisi İtbarak


Karakoncolos


Kara (siyah) renkte ve çok çirkin bir görünümü vardır. Boyu, bir maymun, kedi veya çocuk kadardır. Aslında pek zararı olmadığı halde görüntüsü insanlar üzerinde paniğe neden olur. Kürklü olarak da anlatılır ve sadece geceleri gezerler. Bulgar kültürünün Türk tarihiyle olan ortak kökeni sonucunda, Bulgar halk edebiyatında "Karakonjul" adıyla yer almaktadır. Kara kelimesi geceyle bağdaştırılır. Kışın en soğuk zamanı (zemheri) sokaklarda dolaşır ve rastladıklarına "Nereden geliyorsun, Nereye gidiyorsun" tarzında sorular sorar. Verilen cevapların içinde mutlaka kara sözcüğü geçmektedir. Örneğin; "Karasu'dan geliyorum, Karakışla'ya gidiyorum veya Karamanlıyım, Ankara'lıyım gibi). İçinde kara sözcüğü geçmeyen bir cevap verildiğinde, Karakoncolos elindeki kocaman bir tarakla cevap veren kişiye vurur ve karşısındaki insanı yaralar. Kendisinden korunmak için kış zamanlarında evlerde bulunan taraklar ortada bırakılmaz, saklanır.

Türk Mitolojisi Karakoncolos


Kamos (Karakura)


Kamos, Harput yörelerinde görüldüğü söylenen kötücül bir yaratıktır. Karakura veya Kapos da denmektedir. Kâbuslara veya karabasanlara sebep olan kötü bir ruhtur. Tek başına uyuyan kişilerin üzerine tüm ağırlığı ile çöker ve onların çarpılmalarına hatta ölmelerine bile neden olabilirmiş. Sadece geceleri dolaşır ve bazen iriyarı, bazen de cüce bir görünümü vardır. Kafasında her zaman bir börk bulunmaktadır. Herhangi bir kişi Kamos'un başındaki börkü almayı başarırsa kapan kişinin elinde börk büyüklüğünde bir altını olacağına inanılmaktadır. Bazen kedi biçiminde de görülen Kamos'un üzerine bastığı kişinin kanı çekilip, damarları da kuruyabilir. Ayrıca Kamos sözcüğü, kâbus sözcüğüne benzemesiyle de dikkat çekmektedir.




Karakorşak


Geceleri nemli, loş ve basık yerlerde dışarıya çıkmanın doğru olmadığını vurgulayan bir halk anlayışının betimlenmiş bir halidir. Altay ve Türkmen kültüründe köpek, eşek, keçi veya domuz kılığına girdiğine inanılan kötücül bir cindir. Gece kapıları çalar ve ev sahibini, tanıdığı bir ses ve kılıkla çağırarak kaçırır. Karakorşak'tan korunmak için kişinin pantolunun düğmelerini açması gerektiğine inanılmaktadır.

Türk Mitolojisi Karakorşak


Kayberen


Kırgızların iyiliksever ruhlar arasında gördükleri "kayıp eren" adıyla andıkları ruhlardır. Kayberenler dağlarda yaşar ve geviş getiren hayvanları korurlar. Kayberenler, hayvanların üreyip, çoğalmasını sağlarlar. Fakat kızdıkları takdirde hayvanları telef etme riskleri vardır.

Türk Mitolojisi Kayberen


Kayış Baldır


Çocukları korkutmak için uydurulan kötücül bir varlıktır. Elleri ve ayakları olmayan bir ihtiyar görünümüne sahiptir. Yolda seyir halindeki insanları kandırıp, omuzlarına biner. Eğer her kim Kayış Baldır'ı omuzuna alırsa, bir anda Kayış Baldır'ın karnından yılana benzeyen 3 arşın (1 arşın 68 cm) uzunluğunda iki ayak çıkıp yolcunun bedenine sarılır ve yolu bitinceye kadar da bırakmaz, kişiyi kölesi haline getirir.

Türk Mitolojisi Kayış Baldır


Kuzu Kuzu Kuşu


Balıkesir'in Bigadiç ilçesindeki ormanda yaşadığına inanılan bir kuştur. Hikayesi şu şekildeir: Adamın birisi bir gün çobanın birini, kuzularına bakması için görevlendirir. Çoban bir an dalgınlığa uğrae ve kuzuları kaybeder. Çoban, kuzunun sahibinden korktuğu için "Allah'ım beni kuş yap da, buradan uçup gideyim" der. Bu sözlerin ardından çobanın dileği gerçekleşir ve çoban bir kuşa dönüşür. Bigadiçliler o günden beri "kuzu kuzu" diyen çobanın sesinin ormanlarda yankılandığını anlatırlar.




Şahmeran


Türk halk inancında Erbüke, yarı insan, yarı yılan olan varlıktır. Ayrıca Erböke de denilmektedir. Daha çok güney, orta ve doğu Anadolu bölgelerinde, masallarında ve hikâyelerinde denk gelinen, akıllı ve iyicil olarak tanımlanmış, bellerinden aşağısı yılan, üzeri ise insan şeklinde görünen ve Maran adı verilen varlıktır. Hiç yaşlanmazlar. Ölümlerinin ardından ruhu kızına geçer. Şahmeran terimi Farşça'da, yılanların şahı anlamına gelen "şah-ı meran" tamlamasından gelir. Şahmeran'a ait tüm efsanevi kayıtlarda ve anlatılarda şahmeran dişi bir varlıktır.

Türk Mitolojisi Şahmeran

Erbüke olarak da bilinen Maranlar, belden aşağısı yılan üstü insan doğaüstü yaratıklardır. Yeraltında yaşayan bu akıllı ve iyicil Maranların ecesi, hiç yaşlanmayan ve ölünce ruhunun kızına geçtiğine inanılan Şahmeran'dır. Onun insanlarca öldürüldüğünü henüz bilmeyen, bu nedenle derde deva olma işine devam eden Meranların, Şahmaran'ın ölümünü duydukları an Meran Ülkesi'nden çıkıp şehirleri yerle bir edecekleri söylenir.


Merküt


Bürküt de denilmektedir. Altay ve Moğol mitolojisinde bulunan efsanevi kartaldır. Bazı yerlerde Anka kuşu ile özdeşleştirilmiştir. Bazen de bir tanrı veya tanrıça olarak görünmektedir. Gök yolculuğuna çıkan şamanın ruhuna, ilk 3 gök katı boyunca kılavuzluk eder.

Türk Mitolojisi Merküt


Şeşe


Şeşe, Azerbaycan Türkleri'nin inanışına göre, bilinmezler aleminden gelmiş kötücül bir kuştur. Sadece geceleri uçan bu kuş, erkek çocukları boğazından vurur. Bu sebeple çocuğun 6 ay boyunca gözetim altında tutulması gerekir. İnanılışa göre, Şeşe'yi yakalayan kişi onu hemen öldürmelidir. Şeşe'yi öldüren kişi, Şeşe'nin vurmuş olduğu herhangi bir çocuğun boğazına elini sürdüğü takdirde çocuk kurtulur.

Türk Mitolojisi Şeşe


Öcü


Öcü sözcüğü, Arapça'da ecinni kelimesinin Türkçe karşılığıdır. Küçük çocukları korkutmak amacıyla kurgulanmış bir yaratıktır. Küçük çocuklar hayalet gibi uzun ve zor kelimeleri söyleyemediğinden dolayı kısaca Öcü olarak söylenir. Ancak öcü, çocuğun korktuğu birisinin yansıması da olabilmektedir. Öcü'nün kalabalık yerlerde yaşadığına inanılır. Kısa boylu olarak betimlenir. Büyükçe başları, tüylerle kaplı bedenleri ve ters duran ayakları vardır. Öcü'nün kişiyi çarptığı da iddia edilmektedir. Öcü'nün çarptığı insanın vücudu morarır, bir süre sonra da ölür.

Türk Mitolojisi Öcü


Tepegöz


Özellikle Dede Korkut hikayelerinde adı geçen yaratık. Kaf dağında yaşar. Tepegöz'ün annesi alageyik kılığına girmiş bir peridir. Bu perinin bir çobanla çiftleşmesinden dünyaya gelmiştir. Tepegöz dişi de olabilir, erkek de. Parmağında büyülü bir yüzük vardır. Sadece gözünden vurularak öldürülebilir ve vücudunun diğer kısımlarına kurşun işlemez. İnsan eti yer ve insan kemiklerinden örülmüş bir kalede yaşamaktadır. Elinde genelde dikenli bir balyoz veya bunun gibi araçlar bulunur. Kafasının üzerinde büyük bir gözü olduğundan ismi Tepegözdür. Tepegözlerin bazıları karnı şişen dağlardan doğabilmektedir. Kirgis adındaki Tepegöz en tehlikelisidir.

Türk Mitolojisi Tepegöz


Yelbegen


Diğer adı Yelbeğen'dir. Altay mitolojisinde bazen yedi başlı bir dev, bazen da ejderha olarak anlatılan ve insan yiyen at düşmanı mitolojik canavardır. 3, 7 veya 12 adet başı vardır. Siyah ya da sarı renklidir. Güneş veya Ay tutulması, Yelbegen'in bu gök cisimlerini yemesi olarak anlatılır. Yelbegen, ormanda veya 99 köşeli ülkesinde yaşar. Yelbeğen gelirken gök gürler, şimşekler çakar yer sarsılır ve kara bir bulut görünür. Yelbeğen, görünen bu kara bulutun içinden çıkıp gelir. Yeraltında karanlıklar içinde, dağlarda bulunan büyük mağaralarda ve sularda otururlar.

Türk Mitolojisi Yelbegen


Tulpar


Tulpar, Türk Mitolojisinde bulunan kanatlı at figürüdür. Yunan Mitolojisinde bulunan Pegasusla hemen hemen aynıdır. Kırgız Türkleri'nin Manas Destanında bu uçan, kanatlı atlardan bahsedilir. Arkeolojik olarak Kazakistan'da keşfedilen "Esik Kurganı"nda bulunan "Altın elbiseli adam" adlı elbisenin başlığında tulpar figürü bulunmaktadır.

Türk Mitolojisi Tulpar

Tulpar'ın adı, Türk Mitolojisinde (ayrıca Kırgız ve Altay Türk boylarının mitolojilerinde) geçer. Genellikle beyaz veya siyah görünümlü bir at olarak anlatılır. Beyaz kanatları vardır ve Kuday (Tanrı) tarafından yiğitlere yardım etmesi için yaratılmıştır. Dünyanın en uzun destanı, Kırgız Türkleri'nin Manas Destanı'nda, Manas'ın ünlü savaşçıları Tulpar sürer. Tulpar'ın, kanatlarıyla rüzgardan daha hızlı koştuğu söylenir. Başkurt inançlarına göre Tulpar'ın kanatlarını kimse göremez. Tulpar kanatlarını sadece karanlıkta ve büyük engelleri, mesafeleri aşarken açar. Eğer birisi Tulpar'ın kanatlarını görürse, Tulpar ortadan kaybolur.


Semrük-Bürküt


Yakutlar çift başlı kartala "öksökö kuşu" demişlerdir. Türkçe'de bürküt, kartal demektir. Bakır tırnakları vardır ve sağ kanadı ile güneşi, sol kanadı ile ayı kaplar. Bürküt'e gök kuşu da denir. Çift başlı kartallar, gök direklerinin tepesinde veya kayın ağacının tepesinde olduğu betimlenir. Çift başlı kartallar Tanrı Ülgen'in sembolüdür ve gökten yıldırım indirebilir. Başkurt efsanesinde Semrük ismindeki kuş iki başlı kartaldır. Kartalın bu iki başından biri insan başı olarak düşünülmektedir. Ayrıca çift başlı kartal Selçuklu Devleti'nin simgesidir.

Türk Mitolojisi Semrük-Bürküt


08.05.2016

Konu hakkında soru sorabilir veya yorumda bulunabilirsiniz.

İsim
Web Site
E-Posta
Mesaj

Yorumlar (9)

  1. mturna

    Bizde de ne efsaneler varmış. Bunlardan ne filmler çıkar

  2. Sezer Güneş

    Anlatılanları geçelim, yukardeki resimler bile insanın içinin ürpetiyor. Böyle yaratıkları insan gerçek görse altına ederdi heralde.

  3. Osman

    Çok ilginç, hiç duymadığım terimler de var. Örnek "Sangal", hiç duymamıştım. Ne bilinmeyen şeyler varmış, şaşırdım doğrusu.

  4. Hamil Doğru

    Vaybe Türk geçmişimizde böyle şeyler olduğunu hiç bilmezdim. Değişik bir liste olmuş.

  5. Dündar Zorlu

    Şahmaran, Gulyabani ve tepegöz haricindekileri bilmiyordum öğrendiğim iyi oldu ne kadar uzakmışım türk mitolojisine

  6. Duğra Buket

    Cok ilginç yaratıklar varmış ama sadece filmlerde ve hikayelerde gördüğümüz karakterler

  7. Mehmet

    Türk mitolojisinde inanç sistemi Tengricilik ve Şamanizm olduğu için böyle şeyler pek ilgimi çekmiyor. Ama bilinen destanlar hakkında biraz bilgim var.

  8. Salih Demet

    Bunların hepisi sonuçta mitoloji. İnsanların korkuları ile karışık ortaya çıkardıkları şeyler olarak düşünüyorum.

  9. Melda

    Mitoloji ile ilgilenenlere güzel bir yazı olmuş. Öte yandan en çok bildiğimiz sangal da ejderha diye tabir ettiğimiz bir yaratık gibi duruyor.