Geçmişten Günümüze Musul Sorunu

Geçmişten Günümüze Musul Sorunu

sola ok  Tarih

05.11.2016

427 Gösterim

TSK Mehmetçik Vakfı
TSK Mehmetçik Vakfı
TSK Mehmetçik Vakfı

Geçmişten Günümüze Musul Sorunu


Musul, Türk Dış Politika tarihinin üzerinde en fazla konuşulan, tartışılan konularından birincisi... Bu vatan toprağının nasıl elden çıktığıyla ilgili tarihsel tartışmalar neredeyse 100 yıldır sürekli tekrarlanmakta. Peki nedir Musul meselesi? Misak-ı Milli sınırları dahilinde olmasına rağmen neden ve nasıl kaybedildi?

Aslında Musul derken kasdedilen sadece bugün Irak'ın bir ili olan Musul kenti değil, çok daha geniş bir alanı kapsayan Osmanlı dönemindeki Musul vilayeti... Musul, o tarihlerde Süleymaniye ve Kerkük sancaklarını da kapsayan 17 kaza, 28 nahiye ve 2314 köyden oluşan yaklaşık 75.000 km2 yüz ölçümüne ve 503.000 nüfusa sahip büyük bir vilayetti.

Osmanlı Dönemi Musul Kerkük Haritası

Musul ve çevresi, Anadolu ve Asya arasında yer aldığı için tarih boyunca önemini korumuş, önemli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir bölgeydi. İlk çağların büyük medeniyetleri Asur ve Babil burada kurulmuş ve yaşamıştı. Bölge, İslam egemenliğine Hz. Ömer zamanında girdi. Emeviler ve Abbasiler devrinde de önemini korumaya devam eden bölgeye Türklerin yerleşmesi Abbasiler döneminde oldu. Bu dönemde kitleler halinde İslamiyete geçen Türk boyları, buralarda Bizans İmparatorluğu'na karşı bir nevi sınır koruyucusu olarak yerleştirilmeye başlandı. Bölge 9. yüzyılın son çeyreğinde Müslüman olan Türklerin kurduğu ilk bağımsız devlet olan Tolunoğulları'nın hakimiyetine girdi ve sonraki 1000 yıl boyunca da hep Türk egemenliği altında oldu.

1056 yılında Selçuklu devletine bağlanan Musul, bu tarihten itibaren farklı Türk devlet ve beylikleri tarafından yönetildi. Osmanlı hakimiyeti öncesinde bölgede hepsi de Türk devlet ve beylikleri sayılan; Zengiler, Timurlular, Akkoyunlular ve Safeviler hakimiyet kurmuştu. 1517 tarihinde Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Zaferi'nde Osmanlı toprağı olan Musul, I. Dünya Savaşı sonuna kadar 400 yıl boyunca hep Türk toprağıydı.

Musul Sorunu

19. yüzyıldan itibaren bir enerji kaynağı olan petrolün öneminin keşfedilmesi ve bölgenin zengin petrol yataklarına sahip olduğunun Avrupalı sömürgeci devletlerce farkedilmesi üzerine, Musul'un önemi daha da artmaya başlar. İngilizler, Fransızlar ve Almanlar, arkeolojik kazı gibi çeşitli bahanelerle bölgeye gelip incelemelerde bulunmuş ve bölgenin zengin petrol yataklarına sahip olduğunu farketmişlerdi. Özellikle İngiltere 1910'lu yıllardan itibaren gerek petrol kaynakları, gerekse sömürgesi olan Hindistan'a ulaşım yolu açısından taşıdığı stratejik önem nedeniyle Irak'ın geneline ve özellikle de Musul vilayetine göz dikti.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı, İngiltere'nin bölge ile ilgili emellerini gerçekleştirmek için bir fırsat olmuştu. Savaş başlar başlamaz petrol sahalarını ele geçirmek amacıyla tüm geüçleriyle bölgeye saldırarak Bahreyn ve Basra'yı işgal ettiler. Amaç, bir an önce Bağdat'ı almaktı. Fakat Osmanlı ordusunun güçlü direnişi ve Kut'ül Amare'de hezimete uğramaları planlarını altüst etti. Ancak savaşın sonlarında 1918 yılında aldıkları takviyelerle iyice güçlenerek Bağdat'ı alabilmiş ve nihayet zengin petrol yataklarının bulunduğu Musul önlerine ulaşabilmişlerdi. Fakat tam da bu dönemde savaş sona erdi ve 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı.

Mondros Ateşkes Antlaşması

İngilizler, ateşkes antlaşması imzalandıktan sonra çok büyük bir hata yaptıklarını fark ettiler. Almak için yıllardır savaştıkları Musul, hâlâ Türklerin hakimiyetindeydi ve üzerinde Osmanlı sancağı dalgalanıyordu. İngilizler ateşkese rağmen, antlaşmanın meşhur 7. maddesindeki "luzüm görülen stratejik yerleri işgal etme" maddesine dayanarak, 15 Kasım 1918 tarihinde Musul'u haksız ve hukuksuz bir şekilde işgale başladılar. 30 Kasım 1918'de Musul, İngilizler tarafından tamamen işgal edildi.

Böylece Musul vilayeti haksız bir oldu bittiyle Türklerin elinden alınmış oldu. Bu, hiçbir siyasi, tarihsel, hukuksal varlığı olmayan ve bu vilayette yaşayan insanların da rızasına aykırı bir işgaldi. 29 Ocak 1920 tarihinde Osmanlı meclisi tarafından kabul edilen Misak-ı Milli belgesinde de bu işgale karşı çıkılıyor ve Musul vatan toprağı olarak tarif edilerek Türkiye'ye iadesi gerektiği savunuluyordu.

Misak-ı Milli

Kurtuluş Savaşı'nın ardından Ekim 1922'de başlayan Lozan konferansında, üzerinde en büyük tartışmaların yürütüldüğü konu Musul meselesi oldu. Türkiye, Musul'un ateşkesden sonra haksız yere işgal edildiğini öne sürerek, Musul'un Misak-ı Milli'nin vazgeçilmez bir parçası olduğunu ve üzerinde yaşayan insanların da kendisiyle dil, din, kültür ve tarih bağlarıyla bağlı olduğun belirterek, "plebisit" yani halk oylaması yapılarak kararı burada yaşayan halkın vermesi gerektiğini savunuyordu. İngiltere ise gerek zengin petrol kaynakları gerekse Hindistan yolunun emniyeti bakımından ele geçirilmesi zorunlu görülen stratejik ve ekonomik öneme sahip bir bölge olan Musul'u, mandası olarak kurmuş olduğu Irak'a bağlamak sûretiyle kendi egemenliği altına almak için her türlü çabayı gösteriyor, bu konuda hiçbir taviz vermiyordu. Hatta İngilizler o noktaya gelmesi durumunda Musul için savaşmaktan çekinmeyeceklerini dahi söylemişlerdi.

Böylece görüşmeler çıkmaza girdi ve konferans dağıldı. 2. kez toplanan konferansta Musul konusu haricinde her konuda anlaşma sağlanmış ancak Musul yine bir çözüme kavuşturulamamıştı. Sonunda Musul konusunun ayrıca ele alınması kabul edildi ve 24 Temmuz 1923'te Lozan antlaşması imzalandı. Anlaşmanın 3. maddesine göre; eğer 9 ay içinde Türkiye ile İngiltere, Musul konusunda kendi aralarında bir anlaşmaya varamazsa, sorun Milletler Cemiyeti'nde çözülecekti. Aslında belki de Musul'un kaybedildiği an bu andı. Çünkü dönemin egemen gücü İngiltere tarafından kurulmuş olan Milletler Cemiyeti'nin, o tarihte daha üyesi bile olmayan Türkiye lehine bir karar vereceğini düşünmek pek de gerçekçi değildi. Nitekim konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşımayı hedefleyen İngilizler, 19 Mayıs 1924'te İstanbul'da başlayan görüşmelerde Türk görüşlerini hiç dikkate almadıkları gibi daha da arsızlaşarak Hakkari vilayeti üzerinde hak öne sürdü. Böylelikle görüşmeler 5 Haziran 1924'te sona erdirildi ve sorun Milletler Cemiyeti'ne gönderildi.

Musul Sorunu Tarihi

Milletler Cemiyeti meclisi de 16 Aralık 1925'te Türk tarafının tepkilerini ve temsilcilerini geri çekmesine karşın Musul'u İngiliz mandası altındaki Irak Arap Krallığı'na bağlanması konusunda bir karar aldı. Hiç şüphe yok ki genç Türkiye Cumhuriyeti, Musul'dan vazgeçmemek için büyük çaba göstermişti. Mustafa Kemal Atatürk'te bu konuda son derece ısrarlı ve kararlı davranmış, değişik tarihlerdeki demeçlerinde, Musul'un anavatandan ayrılmaz bir Türk yurdu olduğunu defalarca vurgulamıştı. Hatta daha Lozan öncesinde 13 Kasım 1922'de yabancı basına verdiği demecinde; "Avrupa'da İstanbul ve Meriç'e kadar Trakya; Asya'da Anadolu, Musul arazisi ve Irak'ın yarısı; Makedonya'yı ve Suriye'yi terkettik. Fakat artık arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri ve her şeyi isteriz. Bunları kurtarmaya azmettik ve kurtaracağız" demişti.

Lozan konferansı sonrasında Musul konusunun çıkmaza girmesi, Türkiye'yi, bölgeyi savaşarak kazanma düşüncesine dahi yöneltmişti. O dönemde savunma bakanlığı tarafından çok gizli kaydıyla bir harekât planı hazırlanmış fakat uygulanamamıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün Musul üzerinde bir askeri harekâtı çeşitli zamanlarda müzakere ettiğini hatta Kazım Karabekir Paşa'ya Musul'un alınması için hazırlık yapması talimatını verdiği, Kazım Karabekir'in anılarında da belirtilmektedir. Ancak o dönem İngilizler'in kışkırtmaları sonucu patlayan kürt isyanlarından Şeyh Sait isyanı ve Nasturi Ayaklanmaları ile iç karışıklıklar böyle bir askeri harekâta izin vermedi ve Türkiye sonunda anlaşmaya razı olmayı tercih etti. Türkiye ile İngiltere arasında 5 Haziran 1926 tarihinde imzalanan nkara Anlaşması ile Türkiye Musul'u vermeyi kabul etti. Aynı anlaşmayla, Türkiye'ye 25 yıl süreyle Musul'un petrol gelirlerinden %10 pay alma hakkı tanınmıştı. Ancak Türkiye daha sonra 500.000 İngiliz sterlini karşılığında bu paydan da vazgeçti...

Ankara Anlaşması

Yakın dönemde ise Turgut Özal, <Musul'a askeri harekât yapmayı planlamıştı. Bölgede bulunan savaştan faydalanarak hakkımız olan Musul'u almak için tüm hazırlıklar tamamken bir anda Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay istifa etti ve bu istifa ile askeri harekât durdurulmak zorunda kalındı. Türkiye bir kez daha içten ihanete uğramıştı.

Günümüzde Osmanlı'dan çıktığından beri karışıklığın bitmediği bölgede yine bir savaş durumu söz konusu. Kim bilir belki de Türkiye bu sefer bölgeden istediğini alarak çıkar...


05.11.2016

Konu hakkında soru sorabilir veya yorumda bulunabilirsiniz.

İsim
Web Site
E-Posta
Mesaj

Yorumlar (6)

  1. Öznur Durcan

    Şu an bile gündemden düşmeyen bir sorun Musul. Her zaman dile getiriliyor.

  2. İlkay

    Türkiye, 25 yıllık hakkından toplam 500 bin İngiliz sterlini alarak vazgeçmeseydi şimdi daha farklı olabilirdi. Petrolden alacağı para ile daha iyi gelişebilirdik.

  3. Mehmet

    Mustafa Kemal Atatürk der ki "Devletçilik". Atamızı dinleyerek devletimizin arkasında olacağız.

  4. Osman Can

    Elimizdeki toprakları oradaki halkın isyanı yüzünden kaybettik.

  5. Faruk Mert

    Musul tarihte Osmanlı toprağıydı ve gasp edilerek ele gecirilmiştir. Musul vazgeçilmez topraklarımızdır.

  6. Deniz Kun

    Musul, Kerkük bizim için kanayan bir yara... Hep İngiliz tezgahlarında depreşmiş toprakları, çok zayıf duruma düşürülmüş Türkiye Cumhuriyetinin vazgeçmek zorunda kaldığını anlıyoruz. Bölgede hâlâ bu oyunlar çeşitli şekillerde sürüyor ama er ya da geç buraların zapt edileceğine inanıyorum.